AŞIKLI KÖYÜ FORUM SAYFASINA HOSGELDINIZ

iyi vakit gecirmeniz dilegiyle...
 
AnasayfaKapıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Gazneliler

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 88
Yaş : 35
Kayıt tarihi : 31/05/08

MesajKonu: Gazneliler   Çarş. Haz. 04, 2008 4:49 am

Gazneliler


Gazne’de 962-1187 yılları arasında hüküm
süren Türk-İslâm devleti.
Sâmânî Devletinin (819-1005) en parlak devirlerinde çok sayıda Türk, gruplar
hâlinde Mâverâünnehir yoluyla İslâm dünyasına getirilmekteydi. 912 yılından
itibaren ise Sâmânî Devletinin vali ve komutan kadrolarında, Türk isimleri de
görülmeye başlandı. İşte bu Türk komutanlardan biri de Gazne Devletini kuracak
olan Alptegin’dir. Alptegin, 961 senesinde vezir Ebû Ali Muhammed Belâmî ile
birleşerek, Sâmânî Şehzâdesi Nasr’ı tahta oturtmak istediyse de bu arzusunu
gerçekleştiremedi. Bunun üzerine kendisine bağlı birliklerle Afganistan’daki
Gazne’ye çekildi ve burada bulunan Levik Hânedânını bölgeden uzaklaştırarak,
şehre hakim oldu. Böylece Gazne Devletinin temelini attı (962).

Alptegin’in, 963’te ölümü üzerine yerine geçen oğlu Ebû İshak İbrahim, dört
yıla yakın süren saltanatında Sâmânîlerle dost geçinme yolunu tercih etti.
Ölümünden sonra 966’da yerine Bilge Tegin geçti. Bilge Tegin, Buhara’da Sâmânî
komutanlarından Fâik’in, üzerine gönderdiği bir orduyu bozguna uğrattı. Bu
mağlûbiyetten sonra bir daha Buhara’dan Gazne’ye ordu gönderilmedi. Bilge
Tegin, 975’te Hindistan üzerine yaptığı seferde Gerdiz Kalesini kuşatırken
şehid düştü. Gazne’de ilk sikke bunun zamanında kesildi. Yerine geçen Pîrî
Tegin, devleti yönetecek hususiyetlere sahip olmadığından, beş yıllık
saltanattan sonra, tahtı Sebük Tegin’e bıraktı.

Devletin asıl kurucusu olan Sebük Tegin, Isık Göl civarında Barsgan’da doğmuş,
960’a doğru Müslüman olmuş, köle olarak satıldığı Alptegin tarafından terbiye
edilip, manevî evlât edinilmiş ve mühim mevkilere getirilmişti. Hükümdar
olunca, “Nâsırüddin Sebük Tegin Kara Beçkem” adını aldı. İyi bir idareci ve
komutan olan Sebük Tegin, Toharistan ve Zabülistan’
la Zemindaver eyaletini, Gor bölgesini ve
Belucistan’ın bazı yerlerini ülkesine kattı. 979’da Hindistan’ın kuzeybatısında
yerli hükümdarların en güçlülerinden Caypal’ı yenilgiye uğratarak, Hindistan
hakimiyetine ilk adımı atmış oldu. Kâbil Nehri boyunca Peşâver’e kadar
ilerleyerek, bu bölgelerde İslâmiyet'in yayılmasını sağladı.

Sebük Tegin’in 997’de ölümünden sonra, yerine oğlu İsmail geçti. Ancak, kısa
bir süre sonra, tahtı ağabeyi Mahmud’a bırakmak zorunda kaldı.

Mart 997’de tahta çıkan Sultan Mahmud, Gazneli Devletinin kurucusu, Hindistan’a
İslâm dinini yayan ve burada yüzyıllarca sürecek olan Türk hakimiyetinin
temellerini atan, tarihin büyük cihangirlerinden ve hükümdarlarındandır.
Sâmânoğullarının yıkılışına rastlayan bir zamanda tahta çıkan Sultan Mahmud,
ilk iş olarak Horasan’da hakimiyetini tesis etti. Zaman zaman Karahanlılar'la
rakip duruma düşmekle beraber, güneydeki (Hindistan) ve batıdaki (İran)
fetihleri için müsait bir zemin ve elverişli şartlar buldu. Şiîlere karşı
halifeyi şiddetle savundu ve Sünnî mezheplerin koruyucusu oldu.

Sultan Mahmud, İran, Irak ve Harezm’i ülkesine kattıktan sonra, Hindistan
üzerine on yedi sefer düzenledi. 1000 yılında Peşâver şehrini aldı. Ertesi yıl
Hindistan ordusunu yenip, Hindistan’ın en zengin eyaletlerinden biri olan
Pencab’ı ele geçirerek, Hindistan’ın kuzeyine tamamen hakim oldu. Çok büyük
ganimetlerle Gazne’ye dönüp “Gâzi” unvanını aldı. Beşinci seferinde, Ganj
Vadisini ele geçirdi.

Sekizinci Seferinde ise, 150.000 kişilik Hindu ordusunu imha etti. En meşhur
seferi olan 11. Seferinde ise Gucerat’a girdi ve büyük ganimetle geri döndü.
Sultan Mahmud, 1030’da öldüğü zaman, Gazneli Devleti, batıda Âzerbaycan
hudutlarından, doğuda Hindistan’ın Yukarı Ganj Vadisine, Orta Asya’da
Harezm’den Hint Okyanusu sahillerine kadar uzanan çok geniş bir sahaya
yayılmıştı.

Sultan Mahmud’dan sonra yerine oğlu Muhammed geçti ise de, bu sırada Isfahan ve
Rey umumî valisi bulunan kardeşi Mesud tarafından tahttan indirildi. Ekim
1030’da tahta çıkan Sultan Mesud, iyi bir asker olmakla beraber, babasının
komşularla iyi geçinme siyasetini devam ettiremedi. Özellikle, Selçuklular'la
olan geçimsizlikleri, uzun ve kanlı savaşların çıkmasına sebep oldu. Horasan’ın
bir kısmını alma başarısını gösteren Selçuklulara karşı, Dandanakan Meydan
Savaşı'ında (1040) Sultan Mesud büyük bir mağlûbiyete uğradı. İran, Harezm ve
Mâverâünnehir’e Selçukluların hakim olmaları, Gaznelileri Afganistan ve
Hindistan toprakları üzerinde yaşamaya mahkûm etti.

Bu mağlûbiyetten sonra, Gazne’ye dönerek ailesini ve hazinelerini toplayan
Sultan Mesud, Lahor’a gitmek üzere yola çıktı. Ancak, yolda muarızları
tarafından yakalanıp hapsedildi ve Girî hapishanesinde yeğeni tarafından
1041’de öldürüldü. Yerine, daha önce tahttan indirilip kör edilen kardeşi
Muhammed çıkarıldı. Babasının öldürüldüğünü duyan Mevdûd, Belh’den Gazne’ye
yürüyerek, Muhammed’i tahttan indirip hükümdar oldu.

Mevdûd’un saltanatı (1041-1049), dış mücadelelerle geçti. Zamanında,
Selçuklular önce Toharistan’ı, ardından Zemindaver’i ele geçirdiler. Diğer
taraftan Delhi Racası da, bazı kaleleri almaya muvaffak oldu. Bunun yanısıra,
Gazneli hakimiyetinden kurtulmak istiyen Gurlular da harekete geçtiler.

Mevdûd’un 1049’da ölümü ile Gazneli Devleti karışıklık içinde kaldı. Tahta
İkinci Mesud çıktı ise de, oğlu karşı çıktı. İkinci Mesud’un tahttan indirilmesi
üzerine Bahâüddevle Ali tahta çıktı. Fakat bunun saltanatı da çok kısa sürdü.

İki yıl geçmeden Mahmud’un oğlu Abdürreşîd tahta çıktı. Ancak tahtta gözü olan
komutanlardan Tuğrul Bey, onu öldürüp tahtı elde etti. 1040’tan beri artan
Selçuklu baskısı, Tuğrul Bey zamanında durduruldu. Ülkede de eski asayiş
yeniden sağlandı. 1059’da ölümü ile yerine çıkan kardeşi İbrahim, ilk iş
olarak, Selçuklularla sulh yaptı. Oğlu Mesud’u, Selçuklu Sultanı Melikşah’ın
kızı ile evlendirip dostluk tesis etti. Kuzey ve batıda bir kısım toprakların
kaybedilmesine karşılık, Hindistan’da bazı kaleler ele geçirildi ve devletin
sınırları Ganj Nehrine kadar uzandı.

Sultan İbrahim’in 1099’da ölümünden sonra, yerine geçen oğlu Üçüncü Mesud,
babasının Hindistan fütuhatı ve damadı bulunduğu Selçuklularla dostluğu devam
ettirme politikasını iyi yürüttü. Ancak, 1115’te vefatı ile devlet yeniden
asayişsizlik içine düştü. Kardeşler arasında taht rekabeti başladı. Tahta çıkan
Şîrzâd’ı, kardeşi Arslan öldürttü. Arslan, diğer kardeşi Behram Şah üzerine
yürüyünce Behram Şah, Selçuklu Sultanı Sencer’e iltica etti. Bu durum, yarım
asırdan beri devam eden Selçuklu dostluğunu bozdu. Sultan Sencer, Gazne üzerine
iki sefer düzenleyerek Arslan’ı yakalayıp öldürttü. Böylece Behram Şah 1117’de
Gazne tahtını elde etti. Ancak bu tarihten itibaren Gazneliler, Büyük Selçuklu
Devletine bağlı bir duruma geldiler. Bu devrin en önemli hadisesi Gurluların
harekete geçmeleridir. 1128’de, Gur Melikü’l-Mülûk’u Kutbeddin’in Behram Şah
tarafından öldürülmesi, Gurluların ayaklanmasına sebep oldu. Melik’in kardeşi
Suri’nin Gazne’ye girmesi ile büyüyen isyan kısa sürdü. Fakat bir müddet sonra
Alâeddin Hüseyin önce Gazne’yi, ardından Bust’u tahrip edip, Gaznelilerin
kuzeydeki hakimiyetlerine son verdi. Oğuzların, 1152’de Gazne üzerine
yürümeleri üzerine Behram Şah, burasını kesin olarak bırakıp Lahor’a çekildi.

Behram Şah, 1160’da ölünce, yerine oğlu Hüsrev Melik geçti. Bu sırada Gazne’de
ikamet etmekte olan Gurlu emir Muizzeddin, 1173’ten itibaren Hindistan
seferlerine başladı. Gur akınları karşısında yerli Khokharlarla anlaşmaya
çalışan Hüsrev Melik, bunların hıyanetini anlayınca Muizzeddin’le anlaşmak için
çare aradı. Ancak bir netice elde edemedi ve 1187’de esir düştü. Böylece
Gazneli Devleti, Gurlu İmparatorluğuna ilhakla tarih sahnesinden çekildi. Son
Gazneli Sultanı Hüsrev Melik ile oğlu Behram Şah, önce Gazne’ye oradan
Firizkuh’a ve nihayet Belervan Kalesine götürülerek hapsedildi, birkaç yıl
sonra, 1191’de, öldürüldüler.

Büyük Türk Hakanlığı, yani Karahanlılar'dan sonraki Müslüman Türk Devleti,
Gazneli Devletidir. Sünnî-Hanefî mezhebinde olan Gazneliler, sarayda Türkçe,
edebiyâtta Farsça, fakat resmî yazışmada Arapça'yı resmî dil olarak
kullanmışlardır.

Devlet teşkilâtı: Gazneli Devletinde emir veya sultan, devletin tam hâkimidir.
Devlet dairelerine dîvân denilmektedir. Bu dîvânların en önemlileri, Dîvân-ı
Vezâret, Dîvân-ı Arz, Dîvân-ı Risâlet veya İnşâ ve Dîvân-ı İşrâf idi. Dîvân-ı
Vezâret, maliye ve genel yönetim işlerine bakardı. Başkanı vezirdi. Dîvân-ı Arz
bugünkü Savunma Bakanlığının karşılığı olup, başındakine Arız veya Sâhib-i
Dîvân-ı Arz denilirdi. Askerin ihtiyaçlarını ve ordunun savaşa hazır bir
durumda bulunmasını sağlamak, askerin sayısını bilmek ve gerektiği zaman
sultana bildirmek, sultanın gezilerinde ihtiyaçlarını gidermek gibi görevleri
vardı. Bu devlette ordu, dört kısımdan meydana gelirdi. Bunlardan süvariler ilk
kısmı meydana getirir ve ordunun en kalabalık bölümünü teşkil ederdi. Çoğunun
iki atı vardı. İkinci bölümü yayalar meydana getirip sayıları az, başlıca
vazifeleri ise şehirleri korumalarıydı. Ordunun üçüncü kısmı sultanın özel
birliğiydi. Buradaki askerler, Türkistan’daki oymak savaşlarında hakimiyet
altına alınan yerlerdeki Türk çocuklarıydılar. Ordunun son bölümünü, filler
meydana getirirdi. Bunlar doğrudan doğruya sultan tarafından denetlenirdi.
Filcilerin çoğu Hintliydi. Bunların muharebelerdeki görevi, düşman saflarını
bozmak ve yarmak, düşman atları, kendilerine ve kokularına alışmamışsa, onları
ürkütüp bozgun çıkarmak, okçulara yüksek atış yeri sağlamaktı. Dîvân-ı Risâlet
veya İnşâ, devletin genel haberleşme dairesiydi. Hükümetle işi olan halk da
buraya başvururdu. Dîvân-ı İşrâf, devletin gizli haber alma teşkilâtı olup, çok
gelişmişti.

Kültür ve medeniyet: Gazneliler devri, siyasî kudretin yanısıra, kültür
bakımından da parlak geçmiştir. Bir fıkıh âlimi olan Sultan Mahmud ve oğlu
Mesud, İslâm terbiye ve kültürü ile yetişmişlerdi. Her iki sultan saraylarında
devrin en büyük âlimlerini toplamaya çalıştılar. Şairlere hürmet ve sevgi
gösterdiler. Her sene onlar için yaklaşık dört yüz bin dinar harcarlardı. Bu
şairler arasında Türk asıllı Ferrûhî ile Menuçehrî Damgânî, Escedî Gazâ’ir-i
Râzî ve Şehnâme yazarı meşhur Firdevsî sayılabilir. Bunların başında
Melik-uş-Şuarâ Unsûrî bulunmaktaydı. Sultan İbrahim ve halefleri devrinde Gazne
sarayında bulunan şair ve edipler, İran edebiyatının gelişmesinde önemli rol
oynadılar. Bu devirdeki şairler arasında; Ebü’l-Ferec Rûmî, Senâ’î, Osman
Muhtârî ve Seyyid Hasan Gaznevî yer almaktaydı.

Tarih yazıcılığı da Gazneliler devrinde parlak geçmiştir. Sebük Tekin ve Mahmad
devrini yazan Ebû Nasr Utbî, Zeyn-ül-Ahbâr isimli eserini Sultan Abdürreşîd’e
sunan Gerdîzî, Mesud devrini nakleden Ebü’l-Fazl Beyhekî, Gazneliler devrinin
meşhur tarihçileridir.

Sultan Mahmud, 1017 senesinde Harezm’i ele geçirince, o devrin en büyük fen
âlimi Birûnî’yi Gazne’ye getirdi. Birûnî, sultanın birçok seferlerine katılarak
Hindistan hakkında Tahkîku mâ lil-Hind isimli eserini yazdı. Bu, Hinduların
inanç ve âdetlerini tarafsız olarak tetkik eden ilk İslâmî eserdir. Eserde Hind
dini ve Hindistan coğrafyası hakkında çok geniş bilgi bulunmaktadır.

Gazne sultanları, edebiyat alanında olduğu kadar mimarî faaliyetleri ile de
dikkat çektiler. Sultan Mahmud ve Mesud, büyük inşa faaliyetlerinde bulundular.
Fakat onların bu eserlerinden günümüze çok azı ulaşmıştır. Sultan Mahmud,
halkın faydalanması için çarşı, köprü ve su yolu kemerleri yaptırdı. Bunlardan
Gazne’nin kuzeyindeki Bend-i Mahmudî bu güne kadar mevcudiyetini korumuş ve
kullanılmıştır. Sultan Mahmud, Gazne’de birçok cami ve mescid yaptırdı. Gazne
Camiinin yanına geniş bir medrese inşa ettirdi. Burası hem medrese hem de
kütüphaneydi. Birçok odaları, Gazne âlimlerinin okuması ve okutması için,
tavandan tabana kadar kitapla doluydu. Sultan, bu medresede ders veren hoca ve
okuyan talebeler için, medresenin evkafından dolgun maaş tayin ederek onların
geçimini sağlamıştır. Dokuz yüzyıl geçmesine rağmen, cila ve parlaklığı
bozulmayan Gazne Camiinin iki minaresi hâlâ ayakta olup, dış kısmı cilalı sarı
tuğladandır. Minarelerin birbirinden uzaklıkları 360 ve yükseklikleri
45
m
kadardır. Üzerlerinde kûfî yazılar vardır.

Gazneliler, kuzey Hindistan fütuhatını tamamlayınca, İslâm dinine Pencab’da
kuvvetli bir dayanak noktası elde edilmesini sağladılar. Böylece daha sonraki
Hindistan fetihlerine sağlam bir zemin hazırlayarak, Türk ve İslâm tarihinde
önemli rol oynadılar
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://asiklikoyu.tr.cc
 
Gazneliler
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AŞIKLI KÖYÜ FORUM SAYFASINA HOSGELDINIZ :: KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-TARİH :: Cok Yonlu Tarih-
Buraya geçin: