AŞIKLI KÖYÜ FORUM SAYFASINA HOSGELDINIZ

iyi vakit gecirmeniz dilegiyle...
 
AnasayfaKapıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Harezmşahlar (Harzemşahlar)

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 88
Yaş : 35
Kayıt tarihi : 31/05/08

MesajKonu: Harezmşahlar (Harzemşahlar)   Çarş. Haz. 04, 2008 4:48 am

Harezmşahlar (Harzemşahlar)

On birinci yüzyıl sonlarında Harezm bölgesinde kurulan Türk devleti.
Harezmşahların atası Anuştegin, bir Türk kölesiydi. Büyük Selçuklu emirlerinden
Bilge Tegin, onu satın alarak, saraya getirmiş ve özel olarak yetiştirmiştir.
Selçuklu sarayında taştdârlık vazifesinde bulunan Anuştegin, gösterdiği
başarılar neticesinde, Harezm valiliğine getirildi. Ölümünden sonra oğlu
Kutbeddin Muhammed, Harezmşah unvanı ile Sultan Sencer tarafından aynı vazifeye
tayin edildi. Büyük Selçuklu Devleti'nin valisi sıfatıyla 30 yıl Harezm’i idare
eden Kutbeddin, aynı zamanda Harezmşahlar Devletinin kurucusudur. Kutbeddin,
saltanatı müddetince, mükemmel bir idareci olarak, âdilane hareketleri ile
halkı kendisinden hoşnut etti. Her ne kadar, müstakil bir hükümdar olarak hüküm
sürmedi ise de, oğullarının gelecekteki faaliyetleri için sağlam bir zemin
hazırladı. Onun idaresi zamanında, Harezm ülkesinin, Selçuklulara tabi
ülkelerle ticarî faaliyetleri yoğunlaştı. Harezm, maddî ve manevî yönden
gelişmeler gösterdi.

1127 yılında Kutbeddin Muhammed’in ölümü üzerine, yerine büyük oğlu Alâeddin
Atsız tayin olundu. Küçüklüğünden itibaren iyi bir tahsil ve terbiye görmüş
olan Atsız, aynı zamanda Sultan Sencer’in şahsî teveccühüne mazhar olmuştu.
Nitekim Atsız, ilk devirlerde Sultan Sencer’in seferlerine bizzat ordusuyla
katıldı ve onun başarılarında büyük yardımı oldu. Atsız, aynı zamanda kendi
siyasî nüfuzunu genişletmeye de çalışıyordu. Bu sebeple Cend ve Mangışlak gibi
askerî bakımdan mühim merkezleri zaptetti. Ancak Atsız’ın bu faaliyetleri, Sultan
Sencer’i kızdırdı ve tekdir edilmesine yol açtı. Atsız, Sultan’ın bu tutumu
üzerine, kesin olarak bağımsızlığını ilan etti. Sultan Sencer, bu duruma nihaî
bir çözüm getirmek amacıyla, 1138 yılında, büyük bir ordunun başında, Harezm
üzerine yürüdü. Yapılan savaşta Sencer, Atsız’ın ordusunu hezimete uğrattı.
Atsız’ın kardeşi Atlığ da ölenler arasındaydı. Harezm’in idaresini Süleyman bin
Muhammed’e veren Sencer, onun başkanlığında vezir, atabeg ve hâcib adı verilen
memurlardan müteşekkil bir dîvân kurdu ve 1139 yılında Merv’e döndü.

Harezm’de işbaşına geçen yeni idare, Atsız ve taraftarlarının da karşı
faaliyetleri üzerine, halkı memnun etmekten uzak kaldı. Harezm halkı, huzur
dolu eski idareyi aramaya başladı. Bu sebeple, Atsız’ın, Harezm’de hakimiyeti
ele geçirmesi uzun sürmedi. 1140 yılında devletin başına geçen Atsız, Sencer’in
yeni bir seferinden çekinerek, onu metbu tanımayı ve ona uymayı ihmal etmedi.
Fakat, bu durum uzun sürmedi. Sencer’in, 1141 yılında Karahitaylarla yaptığı
savaşı kaybetmesi üzerine Atsız, büyük bir orduyla Horasan’a gelerek Merv’i
zaptetti. 1142 yılında ise Nişapur’u alarak adına hutbe okuttu. Bu arada,
Sencer, Horasan’da yeniden hakimiyetini kurmaya muvaffak olunca, Atsız, geri
çekilmeye mecbur kaldı ve yeniden Sultan’a bağlılığını arz etti (1144).
Atsız’ın Sencer’e karşı giriştiği isyanlar, Sultan’ı üçüncü defa Harezm
ülkesine girmeye mecbur etti. Hazarasp Kalesini fetheden Sultan Sencer,
Harezmşahların merkezi Gürgane önüne geldi ise de, Müslümanlar arasında kan
dökülmesini istemeyen bir dervişin ricasını kırmayarak, Atsız’ın, kendisini
metbu tanıdığını bildirmesi ve affını rica etmesi üzerine geri döndü.

1156 yılında Atsız’ın vefatı üzerine, yerine veliaht Ebû Feth İl Arslan geçti.
İl Arslan, daha hükümdarlığının başında, saltanatta hak sahibi olabilecek
durumda bulunan amca ve kardeşlerini ortadan kaldırdı. İl Arslan’ın
hükümdarlığını, Sultan Sencer de kabul etti. Ancak, Sencer’in çok geçmeden
vefat etmesi ile, Doğu İran sahasında Selçukluların etkisi kalmadı. Böylece, bölgede
Harezmşahlar kuvvetli duruma geldiler ve Selçuklularla bağlarını kopararak
müstakil bir devlet oldular. Nişapur’u kendisine merkez yapan İl Arslan, 1170
yılında Tus, Bistam ve Damgan taraflarını fethetti. Bu arada Harezmşahların,
Karahitaylara ödedikleri vergiyi kesmeleri, iki devleti karşı karşıya getirdi.
Karahitayların üzerlerine gelmesi üzerine onlar, her zaman olduğu gibi, yine
istila sahalarını su altında bırakmak suretiyle kendilerini korudular. İl
Arslan, 1172 yılında vefat etti.

İl Arslan’ın vefatı, ülkeye yeniden kardeş kavgalarını getirdi. İl Arslan’ın
küçük oğlu ve veliaht olan Sultan Şah, annesi Terken Hatun’la beraber Harezm’de
bulunuyordu. Babasının ölümüyle tahta oturan Sultan Şah’a, kardeşi Tekiş itaat
etmedi. Tekiş, kardeşinin kendi üzerine kuvvet sevk etmesi üzerine,
Karahitaylara müracaat ederek kendisini desteklemelerini istedi. Her fırsatta
Harezmşahların iç işlerine karışan Karahitaylar, bu talebi severek kabul etti.
Tekiş’in, çok kuvvetli bir Karahitay ordusunun başında olarak Nişapur’a
geldiğini duyan Sultan Şah, taraftarlarıyla birlikte Irak Selçukluları’nın
naibi olan Melik Ayaba’nın da kuvvetlerini yanına alarak, sultanlığını ilan
eden Tekiş üzerine birçok kereler sefere çıktı ise de, hemen hepsinde
başarısızlığa uğradı. Hattâ, bu seferlerden birinde yakalanan Ayaba öldürüldü
(1174). Terken Hatun ve Sultan Şah Dihistan’a kaçtılar.

Bundan sonra tahta geçen Alâeddin Tekiş, Harezmşahlar sülalesinin en kudretli
şahsiyetlerindendir. Harezmşahlar Devleti, onun sayesinde imparatorluk hâlini
aldı. Tekiş, ilk olarak Karahitaylar ile mücadeleye girişti. Harezmşahlardan
vergi istemeye gelen Karahitaylı elçinin gururlu oluşu ve edepsizliği, Tekiş’in
onu öldürtmesine yol açtı. Bu şekilde başlayan çarpışmalar, Harezmşahların
başarısıyla sonuçlandı. 1187 yılında, kardeşi Sultan Şahın ölümü, Tekiş’i daha
rahatlattı. Doğu İran ve Horasan’ı tamamen emri altına alabilmek için
faaliyetlere girişti. Selçuklu Sultanı İkinci Tuğrul Şahı, giriştiği muharebede
öldürttü. Tekiş, artık kendisini Selçukluların vârisi sayıyordu. Bağdat
halifesinden Irak, Horasan ve Türkistan sahalarının hakimiyetini tasdik eden
saltanat menşûrunu (fermanını) aldı. İsmailîler elinde bulunan bazı kaleleri
geri aldı. Bu geniş fütuhatları gerçekleştiren Tekiş, Harezm’e döndüğü 1200
yılında vefat etti. Yerine bu sırada Turziz muhasarasında bulunan oğlu
Muhammed, Alâeddin unvanı ile tahta çıktı.

Alâeddin Muhammed’in ilk devirleri, daha babasının sağlığında istiklâl emelleri
besleyen Melikler ve Gur sultanları ile mücadele hâlinde geçti. Bilhassa,
tehlikeli bir hâl almış bulunan Gur istilâsını güçlükle önlemeye muvaffak oldu.
Gur sultanı Şehâbeddin’in ölümü üzerine, Alâeddin, Herat’a hakim oldu (1207).
Gurluların, tehlikesiz bir hâle getirilmesinden sonra Harezmşahlar için en büyük
tehlike Karahitaylar idi. Mâverâünnehir’i hakimiyetleri altında bulunduran bu
devletin nüfuzunu kırmayı ve İslâm dünyasını böyle bir dertten kurtarmayı
amaçlayan Alâeddin, bunu kendisi için pek mühim bir vazife biliyordu.

Nitekim, 1207 yılında Mâverâünnehir’e karşı giriştiği sefer ile, bu büyük
hareketi başlattı. 1208 yılında, Karahitay ordusunu, büyük bir hezimete uğratan
Alâeddin, Buhara’yı zaptetti. Yine bu sırada Cengiz’in önünden kaçan
Naymanların, Karahitay ülkesine girişi ile Karahitaylar, bir daha kendilerini
toparlayamadılar ve tamamen Harezmşahlar’a tâbi hâle geldiler (1212).
Harezmşahların nüfuz ve kudreti, İran ve Afganistan sahalarında devamlı
artmaktaydı. 1225 yılında Gazne’yi alan Alâeddin, bu bölgenin idaresini oğlu
Celâleddin’e verdi. 1217 yılında İran’a bir sefer yaptı. Ancak bu sefer,
diğerleri gibi başarılı geçmedi ve ordu büyük zâyiata uğradı.

Harezmşahların bu haşmetli devresinde, doğuda büyük bir tehlike başgösterdi. Bu
tehlike, doğuda yalnız Harezmşahları ortadan kaldırmakla kalmayacak, bütün
dünyanın tarihî mukadderatı üzerinde derin izler bırakacaktır. Çünkü, tam bir
çapulcu sürüsü olan Moğol ordusu, önüne gelen her yeri yakıp yıkmakta,
girdikleri ülkelerde kültür ve medeniyetten eser bırakmamaktaydı. Başlangıçta
Harezmşahlarla, Moğollar arasında dostluk ve ticarî ilişkilerin geliştirilmesi
gayesiyle elçiler gelip gittiyse de, bir Moğol kervanının, Otrar Valisi İnalcık
tarafından, casusluk iddiası ile tevkif edilip, tacir ve kervancıların
öldürülmesi, araya soğukluk getirdi. Cengiz, Harezmşah’a bir elçi göndererek
İnalcık’ın teslimini ve malların tazminatını istedi. Sultan Alâeddin’in bu
teklifi reddetmesi, iki devlet arasında savaşı kaçınılmaz kıldı. Her ne kadar,
Alâeddin’in, bu teklifi reddetmekle, yüzbinlerce Müslümanın kanını akıtacak bir
olaya sebebiyet verdiği iddia edilmekteyse de, bu teklifin kabulü neticesinde,
kibir timsali Cengiz’in daha da şımaracağı, yeni istekler peşinde koşarak harbe
sebebiyet vereceği belliydi. Nitekim, 1216 yılından itibaren, uzun askerî
hazırlıklar içinde olan Cengiz’in hedefi, İslâm âlemi idi.

Gerçekten de Cengiz, 1219 yılı sonlarına doğru, 200 bin kişilik ordusuyla ilk
olarak Harezmşahlara karşı harekete geçti. Harezmşahların, kuvvetlerini, büyük
şehir ve kalelere dağıtmasından da istifade ederek, önemli merkezleri tek tek
ele geçirmeye başladı. Mukavemet gösteren mevkiler, korkunç bir katliama
uğratılıyordu. Kısa bir süre içinde Buhara, Semerkand, Otrar, Sığnak, Berakend
ve Hocend gibi şehirler, Moğolların eline geçti. Harezm müdafaa kuvvetlerinin,
büyük kahramanlıklar göstermesine rağmen, sonuç değişmiyordu. Sultan Alâeddin,
son olarak Devletâbâd yakınlarında Moğolların karşısına çıktı ve tekrar
yenildi. Abiskun’da bir adaya sığınan Alâeddin, çok geçmeden burada
hastalanarak, 1220 yılında vefat etti ve yerine oğlu Celâleddin tahta çıktı.

Harezmşahların bu son hükümdarının hayatı, maceralar ve kahramanlıklar ile dolu
geçmiştir. Celâleddin Harezmşah, saltanatının daha ilk yıllarında, kendisini
tanımak istemeyen Türk kumandanlarının suikast tertipleri neticesinde Horasan’a
çekildi. Burada toparlayabildiği kuvvetlerle, gece-gündüz demeden, var gücüyle
Moğollara karşı çarpıştı. Neticede, batıya doğru yayılan bu istilâ selini bir
müddet geciktirmeye muvaffak oldu. Celâleddin ile birlikte Harezmşahlar Devleti
de son buldu (1230).

Kültür ve teşkilât: Harezmşahların askerî ve idarî teşkilâtı, ana hatları ile
Büyük Selçuklular'dan alınmıştır. Harezmşahların ordusu, Tekiş zamanında,
doğunun en büyük askerî kuvveti hâlini almıştı. Harezmşahlarda malî işler
Dîvân-ı İstifâda, askerî işler ise Dîvân-ı Arz’da görülürdü. Dîvâna sultanın
vekili sıfatı ile vezir-i âzam başkanlık ederdi.

Harezmşahlarda ordu, hassa ordusu ve eyalet askerlerinden meydana geliyordu.
Memleketin her tarafına dağılmış haldeki ıktâ sahiplerinden teşekkül eden
muazzam bir süvari kuvveti bulunuyordu. Ayrıca, muhtelif eyaletlerde askerî
valilerin emri altında özel kuvvetler vardı. Bunlar, sultana tam bağlı olup,
istenildiği yere kuvvet sevk ederlerdi.

Harezmşahlar Devletinin adlî teşkilâtı bütün Müslüman-Türk devletlerinde olduğu
gibi şer’î ve örfî kanunlar idi. Memlekette en çok Hanefî ve kısmen de Şâfiî
mezhebinin hükümleri uygulanırdı. Şer’i mahkemelere kadılar bakmaktaydı. Orduya
mensup olanların şer’î meselelerini halletmek için, kazaskerler yani ordu
kadıları vardı.

Harezmşahlar devrinde başkent Cürcan başta olmak üzere, Herat, Belh, Merv,
Nişâbur, Buhâra ve Semerkand bir bilim ve sanat merkezi hâline gelmişti.
Cürcan’da on büyük vakıf kütüphâne vardı. Nişabur, ilim ve sanat adamlarının
toplandıkları parlak bir medeniyet merkezi olmuştu. Eski binalar tamir edilmiş,
yeni yeni medreseler, hânkâhlar ve saraylar ile süslenmişti. Hükümdar ve
şehzadeler, genellikle iyi tahsil görmüş, kültür sahibi insanlardı. Âlimleri ve
şairleri saraylarında topluyor, onlara en büyük değeri veriyor ve himaye
ediyorlardı. Meselâ Atsız, Horasan seferinden dönüşte Zemahşerî, Fahreddîn
Râzî, Şemseddîn Muhammed gibi âlim ve bilginleri Harezm’e getirmişti. Avfi,
Harezm’deki ilim ve sanat adamlarını gökteki yıldızlara benzetmektedir. Bu
durum, Moğol istilâsından önce, Harezm’in medenî inkişafını çok iyi
belirtmektedir. Memleketin her tarafında kütüphaneler, hastaneler, eczaneler ve
hanlar yapılmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://asiklikoyu.tr.cc
 
Harezmşahlar (Harzemşahlar)
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AŞIKLI KÖYÜ FORUM SAYFASINA HOSGELDINIZ :: KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-TARİH :: Cok Yonlu Tarih-
Buraya geçin: