AŞIKLI KÖYÜ FORUM SAYFASINA HOSGELDINIZ

iyi vakit gecirmeniz dilegiyle...
 
AnasayfaKapıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Babürlüler (Babür İmparatorluğu, Gürgâniyye Devleti)

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 88
Yaş : 35
Kayıt tarihi : 31/05/08

MesajKonu: Babürlüler (Babür İmparatorluğu, Gürgâniyye Devleti)   Çarş. Haz. 04, 2008 4:33 am

Babürlüler (Babür İmparatorluğu, Gürgâniyye Devleti)

Hindistan’da kurulan Müslüman Türk
devletlerinden.
Timur’un beşinci batından torunu Babür tarafından, 1526’da kurulmuştur. 1483’te
Fergana’nın başkenti Ardician’da dünyaya gelen Babür, 1494’te babası Ömer Şeyh
Mirza’nın ölümü üzerine, Fergana hükümdarı oldu. Fakat Babür, Özbeklerin
büyüyen kuvvetleri karşısında, kendisi için orada sağlam bir yer elde etmenin
mümkün olamayacağını anlamıştı. Bundan dolayı, 1504’te Kâbil’i, daha sonra
Kandehar’ı alarak orada yerleşti. 1508 Eylülünde ilk defa Hindistan’a akın
yaptı. Üç ay süren bu akında, ülkeyi tanıdı ve pek çok ganimet elde etti. Kasım
1519’da Hayber’i geçerek Hindistan’a girdi. Peşaver yakınlarına geldi. Beş defa
Pencap’a sefer yaptı. Bu seferler neticesinde, Kuzey Hindistan’ı fethetti.
Kasım 1525’te, Hindistan’ı fethetmek üzere Kâbil’den hareket etti. 21 Mayıs
1526’da, Panipüt Meydan Muharebesinde, İbrahim Ludi’nin büyük ordusunu yok
etti. Böylece Hindistan Türk İmparatorluğu tacı, Babür’e geçmiş oldu. Aralık
1526’da, dünyanın en büyük şehirleri arasında olan Delhi, Agra ve Hanpur
fethedildi. Babür, Agra’yı başkent yaptı.

Babür Şah, 1527’de Hinduların üzerine yürümek niyeti ile Agra’dan hareket etti.
Ludilerin Racistan’daki kontrollerini kaybetmeleri üzerine müstakil hale gelen
Hindular, hükümdarları Rana Senka’nın etrafında toplanarak, 100.000 kişilik bir
ordu ve birkaç yüz fille yeni Hindistan fatihinin üzerine yürümeye
başlamışlardı. Bu, çok kritik tarihi bir andı. Babür’ün harbi kaybetmesi demek,
Ganj Vadisinin Hinduların eline düşmesi, netice itibariyle beş asırlık
Müslüman-Türk hakimiyetinin Hind kıtasında son bulması demekti. Babür, 13.500
kişilik pek seçkin bir Türkistan atlı birliği ile düşman üzerine yürüdü.
Yanında Osmanlı Türklerinden Mustafa Rumi’nin kumanda ettiği bir topçu birliği
de vardı. Hindularda top ve tüfek yoktu. Ateşli silahlar ve Türk atlısının
üstün savaş kabiliyeti, Babür’e parlak bir zafer kazandırdı. Düşman tamamen
imha edildi. Bu zafer, Müslüman-Türklerin Panipüt’ten daha büyük bir zaferiydi.
Biyana civarında geçen bu meydan muharebesi, Babür’e “Gazi” unvanını
kazandırdı.

Babür Şah zamanında ülkenin sınırları, güneyde Vindiya Dağlarından, kuzeyde Amu
Derya’ya (Ceyhun) kadar uzandı. 25 Aralık 1530 yılında, Agra’da vefat eden
Babür Şahın yerine, 22 yaşındaki büyük oğlu Hümayun Mirza geçti.

1508’de Kabil’de dünyaya gelen Nasireddin Hümayun Şah, saltanatının ilk
zamanlarında, kardeşi Kamran Mirza ile uğraşmak zorunda kaldı. Zamanında asıl
tehlike, Şir Han Sur’dan geldi. Hümayun, 1540 yılında başkent Agra’yı terk
etmek mecburiyetinde kaldı. Böylece 15 yıl için, taht Surilerde kaldı. Hümayun’un
elinde Afganistan, Sind, Kuzey Pencab, Keşmir ve Belucistan kaldı. 1543’te
Hümayun, Kuzey Pencap, Sind ve Belucistan’ı da Surilere bırakmak zorunda kaldı.
Kendisi, Şah Tahmasb Safevi’ye sığındı ve 1553 Ocak ayına kadar orada misafir
edildi. Daha sonra Eylül 1554’te, Safevi Şahının desteği ile, kardeşi Kamran
Mirza’dan Kandehar’ı alarak, baba mirasını toplamaya başladı. Aynı senede
kardeşini Kâbil’den uzaklaştırarak Afganistan’a sahip oldu. Daha sonra
Bedahşan’ı da aldı. 1555 Şubatında, Hindistan’ın tekrar fethine girişti ve
büyük Pencap havalisine hakim oldu. Timuroğullarının ve babasının Hindistan’da
büyük prestijleri olduğu için, çok iyi karşılandı. Surilerle 22 Haziran 1555’te
yapılan Maçivara Meydan Savaşının kazanılması, Hind kapılarının tamamen
açılmasını sağladı. Bu zafer, Babür Devletinin ikinci kuruluş tarihi olarak
kabul edilmektedir.

28 Ocak 1556’da vefat eden Hümayun, yumuşak bir huya sahipti. Düşmanları
tehlikeli rakipler olsa bile, her zaman affetme alçak gönüllülüğünü
göstermiştir. Kardeşi Kamran Mirza sık sık isyan etmesine rağmen, onu her zaman
affetmiştir. Hümayun, ülkesinin imarına önem vererek, İslami karakterde birçok
binalar yaptırmıştı. Ölümü, o sırada Hindistan’da bulunan büyük Türk denizcisi
Seydi Ali Reis'in tavsiyesine uyularak, oğlu Ekber’in tahta çıkışına kadar
gizli tutuldu. Hümayun, Delhi’de defnedildi. Hanımı Hamide Banu, onun için,
bugün bile sanat yönünden herkesin ilgisini çeken muazzam bir türbe yaptırdı.

Hümayun’dan sonra devlet idaresi, oğlu Celaleddin Ekber’in eline geçti. Ekber
zamanında Babür İmparatorluğu, sayılı dünya devletleri arasına girdi.

Şubat 1556’da tahta çıkan Ekber’in ilk senelerinde devletin idaresi, babasının
yardımcısı Bayram Hanın elinde kaldı. Ekber’in atalığı olan Bayram Han, Ekber
tarafından Han-ı Hanan yani başvezirlik makamına yükseltildi. Devletin idare
edilmesinde, Bayram Hanın çok emeği geçti.

Ekim 1556’da saltanat değişikliğinden faydalanmak isteyen Surlularla Panipüt’te
yapılan savaşı, Babürlüler kazandı. Müteakiben Malva, bağımsız Racput
devletleri, Gucerat ve Handeş ele geçirildi. Bengal, bir defa daha Delhi’nin
idaresi altına girdi. Bir çok istilacılar için Hindistan’a geçit veren
kuzeybatı hududu, Kâbil ve Kandehar’ın ele geçirilmesi ile emniyet altına
alındı. Bununla beraber, Kandehar şehrinin alınması, İran ile uzun bir süre
çekişme sebebi oldu. Diplomatik seviyede en çok Safeviler ile dostluklar
kuruldu. Özbek hükümdarı Abdullah Han ile kendi topraklarını, hudutlarını tayin
için bir anlaşma yapıldı. Hind Okyanusunda bulunan Portekizlilerden gelen
müşterek tehlike karşısında, Osmanlılar ile de temaslar yapıldı. Fakat, Delhi
ile İstanbul arasındaki çok uzun mesafe, büyük bir Sünnî ittifakının doğmasını
engelledi.

Diğer taraftan Ekber Şah, “Din-i İlahi” adı ile derleme bir din kurmaya
çalışıyordu. Bu din sayesinde, bütün tebaası üzerinde manevî ve ruhanî
hükümdarlığını tesis etmek arzusundaydı. Ancak Mecusi, Brehmen ve
Hıristiyanlara hürriyet tanırken, Müslümanlara zulüm ve işkence ederdi.
Ekber’in din düşmanlığını, zamanının büyük din alimlerinden ve Hindistan’ın
Serhend şehrinde yaşamış olan İmam-ı Rabbani Ahmed Faruki Serhendi hazretleri,
Mektubat adlı eserinde uzun anlatmaktadır.

Ekber, saltanatında, bir taraftan sınırlarını genişletirken, diğer taraftan da
askerî ve idarî sahalarda faaliyette bulundu. İlk olarak damgalama usulünü
getirdi. Ülkedeki topraklar, olduğu gibi hükümdara bağlı devlet toprağı haline
getirildi. Ordu subaylarına ve memurlara derece verildi. Arazi gelirlerini
kontrol etmek için, “Kurubi” adı verilen tahsildarlar teşkilatı kuruldu.

1603 yılında şiddetli bir dizanteri hastalığına yakalanan Ekber, bütün
tedavilere rağmen iyileşemeyerek çok geçmeden öldü. Cesedi, o zamanlar
Behiştabad, daha sonra İskender adı verilen bahçeye gömüldü. Sonradan,
halefleri tarafından, üzerine büyük bir türbe yapıldı.

Ekber’in yerine, ölümünden önce tayin ettiği Selim adlı oğlu, Muhammed Cihangir
Şah adıyla tahta geçti. 35 yaşında olan Cihangir, saltanat değişikliğinden
faydalanarak başkaldıranların Delhi’ye bağlanması için çalıştı. Onun en büyük
icraatı ve hizmeti, babasının İslam âlimlerine karşı yürüttüğü baskıyı
kaldırmasıdır. Ayrıca, ağır ve ezici cezalara son verdi. Vergi toplanmasındaki
bozuklukları gidererek, vergi gelirlerinin daha sıhhatli bir şekilde devlet
hazinesine girmesi için tedbirler aldırdı.

Bu hizmetlerinin yanında, Avrupalılara Hindistan’a ticaret tesisleri kurma
izni, ilk defa bunun zamanında verildi. Böylece İngilizlerin Hindistan’a
sızmalarına zemin hazırlanmış oldu. Cihangir, Ekim 1627’de Keşmir’den Lahor’a
giderken yolda vefat etti. Cihangir’in cesedi, dinî merasimden sonra, Lahor
civarında Şah Dara’da toprağa verildi.

Cihangir Şahın, devlet adamlığı yanında edebî cephesi de büyüktür. Tüzük-i
Cihangirî adıyla yazdığı eseri, çok kıymetlidir.

Cihangir’in yerine oğlu Şah Cihan, Şehabeddin unvanı ile tahta geçti. Devrinde,
Hindistan’da ileri gelen Müslüman devletleri ile mücadele etti. Bunların
başında Nizamşahiler gelmekte idi. 1630’da harekete geçen Babürlüler,
Nizamşahları, Devletâbad’a kadar sürdüler. Bu arada Darur şehri ele geçirildi.
Ertesi yıl Devletabad da alınıp Nizamşahlara büyük bir darbe vuruldu.

Cihan Şahı uğraştıran diğer bir mesele de o sırada Hindistan’da hatırı sayılır
bir devlet olan Adilşahlardır. Uzun mücadelelerden sonra Şah Cihan’ın üstünlüğünü
tanıması şartı ile aralarında anlaşma sağlandı.

Orta Hindistan’ın diğer üçüncü güçlü devleti, Kutubşahlar idi. Bunlar Şiiliği
benimsediklerinden, Sünni olmaları için Şah Cihan tarafından bir ferman
yollanmıştır. Ayrıca Şah Cihan, Safeviler adına okunan hutbenin kendi adına
okunmasını istedi. Şah Cihan, büyük bir orduyla Dekken’e gelince, Kutubşahlar
korktular ve hutbede dört halifeyi ve Şah Cihan’ı zikrettikleri gibi, yıllık
bir miktar vergi ödemeyi de kabul ettiler. Böylece, bu devletlerle olan meseleler,
Babürlülerin lehine olarak halledildi.

İran, Osmanlı ve Avrupa devletleri ile münasebet kuruldu. Bu sırada
Portekizliler, Hugli’de koloni kurdular ve köle temini için Bengal’de insan
avına giriştiler. Bunu haber alan Şah Cihan, 1632’de meseleye el atıp, Hugli
yöresini zaptetti ve Portekizlileri sadece bir şehirde oturmaya mecbur etti.

Şah Cihan, 1652’de hastalanınca, oğulları arasında taht kavgası başladı.
Evrengzib adındaki oğlu, kardeşlerine hakim olduktan sonra, babasını da
tahtından indirerek, Temmuz 1658’de, Agra’da, sultanlığını ilan etti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://asiklikoyu.tr.cc
 
Babürlüler (Babür İmparatorluğu, Gürgâniyye Devleti)
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
AŞIKLI KÖYÜ FORUM SAYFASINA HOSGELDINIZ :: KÜLTÜR-SANAT-EDEBİYAT-TARİH :: Cok Yonlu Tarih-
Buraya geçin: